Ağınızı Neden Segmentlere Ayırmalısınız?
Ağ segmentasyonu, bir bilgisayar ağını her biri sıkı erişim kontrolleriyle diğerlerinden izole edilmiş ayrı alt ağlara bölmeyi ifade eder. Sıklıkla bir geminin su geçirmez bölmelerine benzetilen bu yaklaşım, olası bir sızmanın ağın sınırlı bir bölgesinde kontrol altına alınmasını sağlayarak saldırganın kritik sistemlere yanal yayılmasını engeller.

Düz (segmentsiz) bir ağda, tek bir iş istasyonunu ele geçiren bir saldırgan tüm kaynaklara potansiyel olarak erişebilir: dosya sunucuları, veritabanları, endüstriyel kontrol sistemleri. Segmentasyon, farklı bölgeler arasında mantıksal sınırlar koyarak bu riski ortadan kaldırır.
Temel İlkeler
Etkili bir ağ segmentasyonu birkaç temel ilkeye dayanmaktadır:
En az yetki ilkesi
Her segment yalnızca işleyişi için kesinlikle gerekli olan kaynaklara erişebilmelidir. Muhasebe departmanındaki bir iş istasyonunun geliştirme sunucularıyla doğrudan iletişim kurması için hiçbir neden yoktur.
Derinlemesine savunma
Segmentasyon, derinlemesine savunma stratejisinin bir parçasıdır. Her güvenlik katmanı saldırgan için ek bir engel oluşturur. Çevre güvenlik duvarı atlatılsa bile iç segmentasyon ikinci bir savunma hattı teşkil eder.
Akış görünürlüğü
Segmentasyona başlamadan önce mevcut ağ akışlarını tam olarak haritalamak vazgeçilmezdir. Bu haritalama, yetkilendirilmesi gereken meşru iletişimleri ve engellenmesi gerekenleri belirlemeye olanak tanır.
Segmentasyon Yaklaşımları
Ağ segmentasyonunu uygulamak için birkaç teknoloji mevcuttur:

VLAN (Sanal Yerel Alan Ağı)
En geleneksel yöntem, anahtarlar üzerinde sanal yerel alan ağları (VLAN) oluşturmaktır. Her VLAN ayrı bir yayın alanı oluşturur. VLAN'lar arası iletişim bir yönlendirici veya güvenlik duvarı tarafından kontrol edilir. Bu yaklaşımın uygulanması kolaydır ancak büyük ölçekte yönetimi karmaşıklaşabilir.
İç güvenlik duvarı
Segmentler arasına iç güvenlik duvarları dağıtmak, akışların ayrıntılı kontrolünü sağlar. Yeni nesil güvenlik duvarları (NGFW), uygulama denetimi, sızma tespit ve URL filtreleme yetenekleri ekler.
Mikro-segmentasyon
Mikro-segmentasyon, kavramı uç noktasına taşıyarak erişim kontrollerini her iş yükü (workload) ve hatta her süreç düzeyinde uygular. Genellikle Zero Trust modeliyle ilişkilendirilen bu yaklaşım, ayrıntılı güvenlik politikaları uygulamak için sunuculara dağıtılan yazılım aracıları kullanır.
SDN (Yazılım Tanımlı Ağ)
Yazılım tanımlı ağlar, ağ segmentlerinin dinamik ve merkezi bir şekilde oluşturulmasını ve değiştirilmesini sağlar. SDN, segmentasyon politikalarının otomasyonunu ve işletme ihtiyaçlarına gerçek zamanlı uyarlanmasını kolaylaştırır.
Pratik Uygulama
Etkili bir ağ segmentasyonunun kurulumu yapılandırılmış bir süreci takip eder:
- Varlık envanteri — Ağa bağlı tüm ekipmanları, sunucuları ve uygulamaları kayıt altına alın
- Veri sınıflandırması — En yüksek koruma düzeyine ihtiyaç duyan hassas verileri ve kritik sistemleri belirleyin
- Akış haritalama — Sistemler arası bağımlılıkları anlamak için mevcut ağ iletişimlerini analiz edin
- Bölge tanımlama — Benzer gereksinimlere sahip varlıkları gruplandıran homojen güvenlik bölgeleri oluşturun
- Kademeli uygulama — En kritik sistemlerden başlayarak segmentasyonu aşama aşama dağıtın
- Test ve doğrulama — Uygulamaların yeni ağ kısıtlamalarıyla düzgün çalıştığını doğrulayın
- Sürekli izleme — Anomalileri tespit etmek ve kuralları ayarlamak için akışları izleyin
Segmentli Bir Ağın Tipik Bölgeleri
Doğru segmentlenmiş bir kurumsal ağ genellikle aşağıdaki bölgeleri içerir:

- DMZ — İnternete açık hizmetleri barındıran askerden arındırılmış bölge (web sunucuları, e-posta, DNS)
- Kullanıcı bölgesi — Çalışanların iş istasyonları, gerektiğinde departmanlara göre segmentlenmiş
- Sunucu bölgesi — Uygulama sunucuları ve dahili veritabanları
- Yönetim bölgesi — Ağ yönetim sistemleri, yönetim konsolu, ayrıcalıklı erişimler
- IoT/OT bölgesi — Bağlı cihazlar ve endüstriyel sistemler, klasik bilgi ağından izole edilmiş
- Misafir bölgesi — Ziyaretçiler için Wi-Fi ağı, iç ağdan tamamen izole edilmiş
Sonuç
Ağ segmentasyonu tek seferlik bir proje değil, sürekli bir iyileştirme sürecidir. Saldırı yüzeyini ve olası bir sızmanın etkisini önemli ölçüde azaltan stratejik bir yatırımdır. Aktif izleme ve titiz erişim politikalarıyla birleştirildiğinde, dayanıklı bir ağ mimarisinin temelini oluşturur.